Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2011 Pazar

Kadınlar Ayrımcılığı Anlatıyor


Hülya, Saime, Filiz, İpek, Nermin ve Sinem... Yaşları, meslekleri, geçmişleri farklı bu kadınların ortak noktaları, cinsiyetleri nedeniyle karşılaştıkları ayrımcı uygulamalardan rahatsız olmaları...
Adıyaman - Uçan süpürge
30 Ağustos 2004, Pazartesi
"Aile içinde erkeklere daha çok özgürlük veriliyor. İşyerinde de bu durum devam ediyor. Toplantılarda sözümüz ciddiye alınmıyor, kararlar, bize sormadan alınıyor. İşyerlerinde bazı sorunlar yaşayan arkadaşlarımın eşleri devreye girdiğinde, meseleler halloldu. Erkek personele farklı davranıyorlar, bize farklı..."
Hülya, işyerinde karşılaştığı ayrımcı uygulamaları böyle anlatıyor. O bir hemşire, 35 yaşında.
Saime ise avukat, 31 yaşında. O da iş hayatında karşılaştığı ayrımcı uygulamalardan şikayetçi. "Bir erkek meslektaşımla çalışıyorum ve müvekillerimizin çoğu bana, ortağımın sekreteriymişim gibi davranıyor" diyor.
Filiz, İpek, Nermin ve Sinem de toplumsal hayatın hemen her aşamasında "ayrımcılığın" farklı yüzleriyle karşılaştıklarını söylüyorlar. Ortak noktaları, kadın olmaları, "cinsiyet ayrımcılığı"na maruz kalmaları.
"Herkes olduğu gibi kabul edilse..."
Onların "Ayrımcılık nedir? Hiç ayrımcılığa uğradınız mı?" sorusuna verdikleri yanıtlar şöyle:
İpek (20, Üniversite Öğrencisi): Ayrımcılık iki farklı durumu, konumu, farklı açılardan değerlendirme, farklı kefelere koymaktır. Ben Doğulu ve Alevi olmamdan dolayı ayrımcılığa uğradım. Türk olmama rağmen, sırf Doğulu olduğum için Kürt olduğum söylendi.
Cinsiyet ayrımcılığıyla da kaldığım öğrenci yurdunda karşılaştım. Kadın kimliğimizden dolayı bize daha farklı ve sıkı kurallar uygulanıyor. Oysa benimle aynı yurtta kalan erkekler için bu kurallar farklı. Ailemde ve çevremde de ayrımcılıkla karşılaştım. Örneğin, fazla gezemiyorum. Hemen şunu söylüyorlar: "Çok gezen tavuk ayağıyla pislik getirir."
Ayrımcılıkla karşılaşmak hoş bir şey değil. Herkes olduğu gibi kabul edilmelidir. Herkesin yaşam tarzı, kültürü, değerleri olduğu kabul edilmeli ve ayrımcılık olmamalıdır.
"Sakalı olanın sözü geçiyor"
Hülya (35, Hemşire): Ayrımcılık, diğer kişilerden farklı görünmek ve farklı davranmaktır. En çok kadın olmamdan dolayı ayrımcılığa uğradım. Öncelikle aile içinde ayrımcılık söz konusu. Erkeklere daha çok özgürlük veriliyor.
İşyerinde de bunun devam ettiğini görüyorum. Toplantılarda hemşirelerin söylediği ciddiye alınmıyor. Bizden habersiz servislerimiz değiştirildi. Bir arkadaşım bu problemi kendisi halledemedi, eşi gidip hastane yönetimiyle görüştü, istediği yere verdiler. Aynı şekilde, başka arkadaşların da işleri, eşler gidip görüşünce halloldu. Erkek personele farklı davranıyorlar, bize farklı davranıyorlar.
Aile içinde de oluyor ayrımcılık. Anne-babalar kendilerine kızlarının bakacağını söylüyorlar. Yaşlılıkta bizi sigorta olarak görüyorlar. Ama miras söz konusu olduğunda kızlar miras alamıyor. Bu durum benim çok zoruma gidiyor. Bizim toplumumuzda 'sakalı olanın' sözü geçiyor.
"Elbise beğenme hakkımız bile yok"
Filiz (35, Öğretmen): En çok uğradığım ayrımcılık, cins ayrımcılığıdır. Ben Siirt'te yaşıyorum. Siirt'te Arap nüfusu çoğunlukta. Kürtler Araplar tarafından çok aşağılanıyor. Alevi olmamdan dolayı da çok ayrımcılığa uğradım.
Cinsiyet ayrımcılığına ise her zaman uğruyorum. Kadın olmamdan, anne olmamdan dolayı çok kötü şeyler yaşıyorum. İstediğim gibi hareket edemiyorum. Yaptığım tüm işlerde çocuklarım bana ayak bağı oluyor. Siirt'te yaşayan kadınların ise hiçbir hakkı yok! İnan ki o kadınlar kendileri için bir elbise beğenme hakkına bile sahip değiller!
"İkram erkeklere, işler kadınlara"
Nermin (34, Memur): Ayrımcılık deyince aklıma ilk gelen, kadın-erkek ayrımı, yani cins ayrımcılığı oluyor. Ayrımcılığa çok uğradım. Özellikle de bir dönem Yozgat'ta çalışırken. Toplumumuzda cins ayrımcılığını her yerde görmek mümkün. Belki size çok basit gelebilir ama bir düğünde, toplantıda, taziyede erkeklere hep öncelik verirler, erkekler hep ön plandadır. Yemekler ve tüm ikramlar önce erkeklere yapılır. Nedense işler de hep kadınlara kalır. Çocukların bakımı da yine kadınlara kalıyor.
Sinem (20, Öğrenci): Ayrımcılık, bir nedenden dolayı birisine çok kötü davranmak, dışlamaktır. Ben yurt dışında yaşıyorum. Oralarda Türklere iyi davranılmıyor. Örneğin, Türklere ev verilmiyor, çok gürültü yapıyorlar diye.
Aile içinde de cins ayrımcılığı yapılıyor. "Kız başına nereye gidiyorsun?" gibi sorularla sık sık karşılaşmak mümkün. Ama ben genel olarak yapılan ayrımcılıkları takmıyorum. Yapılanlar ve söylenenler beni etkilemiyor.
"Ortağımın sekreteriymişim gibi..."
Saime (31, Avukat): Ayrımcılık, kişinin dili, dini, cinsiyeti veya herhangi bir toplumsal gruba mensubiyeti vb. nedenlerle farklı bir statüye tabi tutulmasıdır.
Yaşamın her aşamasında değişik nedenlerle ayrımcılığa uğradığım oldu. Kürt kökenli olduğum için Türkçe'yi sonradan öğrendim. İlkokul yıllarımda başarılı bir öğrenci olmama rağmen, bozuk şivem nedeniyle alay konusu olduğum zamanlar da oldu. Herhangi bir dini inancım yok. Bu nedenle her Ramazan ayı benim için kabusa dönüşür. Lokantaların çoğu kapanır veya çok kötü hizmet verir.
Şu anda avukatlık yapıyorum. Oldukça düzgün konuşuyorum ama bu kez de cinsiyete dayalı ayrımcılığa uğruyorum. Erkek bir meslektaşımla birlikte çalışıyorum ve müvekkillerimizin çoğu bana ortağımın sekreteriymişim gibi davranıyor. Yaşadığım yerde bunu kırmak oldukça zor.(BB)

25 Şubat 2011 Cuma

Sırf kadın olduğum için 8 yıl büyükelçi olmayı bekledim

Sabah, 28.08.2006
Japonya Büyükelçisi Solmaz Ünaydın: Kadınım diye tam 8 yıl büyükelçi yapmadılar.
AYRIMCILIK YAPILIYOR
Türkiye'nin ikinci kadın büyükelçisi olan Solmaz Ünaydın, Dışişleri'nin elçilik kriterlerini sıraladı: Galatasaraylı, Mülkiyeli ve 
erkek olacaksınız. O kadar büyük rekabet var ki, bir de kadınlarla uğraşmak istemiyorlar. Çünkü kadınlar çok daha başarılı oluyor. Gruplar oluşuyor, oyunlar dönüyor.
Sırf kadın olduğum için 8 yıl büyükelçi olmayı bekledim
Türkiye'nin Japonya Büyükelçisi Solmaz Ünaydın: "Dışişleri'nde kadın olmak zordur.Erkekler 3-4 yılda büyükelçi olurken ben tam 8 yıl bekledim. Oyunu kuralına göre oynadım. Dışişleri'nde rekabet çok, bu yüzden kadınları istemezler".
Türkiye'nin ikinci kadın büyükelçisi. O Dünya Basketbol Şampiyonası'nı en önde izleyen, top potaya her atılışında nefesini tutan, oturduğu yerde kendi kendine uğurlar yapıp, takımımız için dualar eden bir kadın. Güleryüzü, samimi davranışları ile Japonları kendine hayran bırakmış bir isim. Taa uzaklarda bir yerlerde bakımlısaçları, en az Türkçesi kadar iyi olan İngilizcesi, şık görünüşü, profesyonel tutumu ve misafirperverliğiyle Türkiyetemsil eden birinden bahsediyorum. Bugünkü Pazartesi Sohbeti konuğu Türkiye'nin Japonya Büyükelçisi Solmaz Ünaydın. Ünaydın Ankaralı avukat bir anne ile doktor bir babanın tek çocuğu. TED Ankara Koleji'ni okul birincisi olarak bitirdikten sonra, Amerika'daki Ivy League'in yedi kız mektebinden biri olan Byrn Mawr Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve hukuk okumuş. Türkiye'ye dönüşte Dışişleri Bakanlığı'nın giriş sınavlarını kazanan Ünaydın, dönemin sayısı oldukça az olan kadın diplomatları arasında yer almış. Önce Ortadoğu Dairesi'nde uzman olarak çalışan Ünaydın'ın ilk yurtdışı görevi BM'deki Türk Daimi Temsilciliği'nde olmuş. Kahire'de ikinci katiplik, BM'de müsteşarlık ve Dışişleri Bakanlığı'nda Ortadoğu Dairesi Başkanlığı... 1992 yılında ise Türkiye'nin ilk kadın büyükelçisi Filiz Dinçmen'in ardından, kendi deyimiyle ikinci kadın büyükelçi olma şansına erişmiş. İlk görev yeri İsveç, ardından Polonya... Ünaydın bugün Türkiye'nin Japonya büyükelçisi. Solmaz Ünaydın, zorlukları seven, mücadeleci, bir o kadar da tuttuğunu koparan bir kadın. İşin yokuşlu tarafını tercih edenlerden. Dışişlerinde kadın olmanın zorluğunu, yaşadıklarını anlattı. Herkesin belki de çok iyi bildiği ama asla dillendirilmeyen gerçekleri onun ağzından ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum. Solmaz Ünaydın "Bir kadın olarak ayrımcılığa her zaman karşı çıktım ama ayrımcılığı da yakından yaşadım." diyor. "Mücadelemi öyle uluorta sürdürmedim. Oyunu kuralına göre oynadım. Sabrettim ve kazandım. Kimse kusura bakmasın ama hep kadınları kolluyorum."
SADECE ÜÇ ÖZELLİK GEREKLİ
* Dışişleri'nde kadın olmak zor mudur?
-Hem de nasıl. Amerika'dan döndükten sonra hemen imtihana girmedim çünkü kendimi buranın kurallarına göre hazırlamam gerekiyordu. 6 ay çalıştım ve sınava hazırlandım. Benim dönemimde Dışişleri'ne girmek için sadece üç özellik lazımdı ve onların hiçbirine sahip değildim.
* Nedir o özellikler?
-Galatasaraylı olacaksınız, Mülkiyeli olacaksınız ve erkek olacaksınız. Bu üçü önemli.
* Şaka ediyorsunuz.
-Hayır asla. Tabii şimdi ODTÜ ve Bilkentlileri de alıyorlar ama hâlâ bu söylediğim özelliklere 
sahip olanlarınetkin olma durumu var. Benim zamanımda üç kadın vardı, sonra üç kişi daha girdik. Tabii ben kriterlere aykırıydım. Kolejliydim, Amerika'da okumuştum ve kadındım.
KADINLAR BAŞARILI
* Şansınız azdı yani.
-Azdı. O güne kadar ben okuduğum okullarda hep birincilikler almışım, başarılı olmaya alışmışım. İmtihanda başarı kazanmam bile zor oldu. Erkeklere 15 dakika, kadınlara 45 dakika soru soruyorlardı.
* Neden farklı?
-İşi zorlaştırmak, kadınları almamak için. O zamanlar bayağı bir tepki vardı kadınlara karşı. Filiz Dinçmen ilk kadın büyükelçimiz, ben ikinciyim. Tabii onun durumu biraz farklı. Kenan Evren döneminde büyükelçi oldu. Kolay geldi demiyorum ama bizim mücadelemiz çok daha farklıydı. Dışişleri "Bir kadın büyükelçi yeter" diye bakıyordu. Sayıyı sınırlı tutmak istiyorlardı. Büyük rekabet vardı. Bugün de büyük rekabet var aslında. Oyunlar dönüyor, gruplaşmalar yaşanıyor.
* Kadınları niye istemiyorlar?
-Zaten büyük bir mücadele var, herkes rekabet içinde bir de kadınlarla mı uğraşalım diye bir anlayış vardı. Bir de bence kadınlar erkeklere göre çok daha başarılı. Neden başarılıyız biliyor musunuz? Erkekler dünyasında ayaktakalabilmek ve yaşayabilmek için çok büyük güç sarf ediyoruz.
KOCAM EN YAKIŞIKLI ELÇİYDİ
* O yüzden mi Ortadoğu alanında uzman olmayı seçtiniz?
-Tabii. Zoru başarırsam istediklerime daha kolay ulaşırım diye düşündüm. Beni kimse zorlamadı ben hep zoru seçtim. Bana kadın muamelesi yapılmasını da istemedim. Hep erkeklerle eşit olmayı, onlarla aynı koşullarda çalışma hatta daha ağır sorumluluklar yüklenmeyi seçtim.
* Her ne kadar belli etmeseniz de içinizde bir yerlerde kırıldığınız, incindiğiniz olmuştur. Gözyaşlarınızı sakladığınız, mecburen güçlü gözüktüğünüz hiç olmadı mı?
-Olmaz olur mu? Hiç ağlayan bir tip olmadım ama içime attığım çok oldu tabii. Eşim Tevfik Ünaydın da Dışişleri'ndeydi. Hatta en yakışıklı elçiydi diyebilirim. Şimdi emekli oldu. BM'ye ikinci kez görevli olarak gittiğimizde arkamdan çok dedikodu yapıldı, hakkımda büyük yalanlar söylendi. Eğer erkek olsaydım böyle negatif bir 
kampanya asla yapılmazdı. Üstelik göreve ben talip olmamıştım bana teklif gelmişti. Meslek hayatımda içimde kocaman bir ukde olarak kalmıştır.
OYUNUN KURALLARI VAR
* Peki madem Dışişleri'nde kadınlara karşı bu derece bir ayrımcılık vardı. Siz nasıl oldu da büyükelçi atandınız?
-Sonunda pes ettiler. Tam 8 yıl merkezde kaldım. Erkekler üç ya da dört yılda büyükelçi oluyorlardı ben tam 8 yıl bekledim.
* Gerekçeleri neydi?
-Biraz daha beklemen lazım vs... Gerekçelerin hiçbir tutar tarafı yok. O seni seviyor bu seni tutmuyor gibi saçma sapan laflar. Ama işin aslı düpedüz ayrımcılık. Allah'tan Hikmet Çetin ve rahmetli Özal gibi önemli iki isim vardı. Öyle bir noktaya gelinmişti ki ikinci kadın büyükelçi ya çıkacaktı ya da çıkmayacaktı. 
Yeni bir kadın elçi olmasın diye büyük mücadele sürdüren bir ekip vardı. Ama sonunda oldu.
* Siz bütün bu olanlar sürüp giderken hiç isyan etmediniz mi?
-Etmedim. Dışişleri'nde oyunu kurallarına göre oynamanız gerekir. Dayandım, sabrettim, oyunu kurallarına göre oynadım ve geç de olsa kazandım. İlk görev yerim İsveç'ti. Önce bozuldum çünkü ben ortadoğu bekliyordum. Yanıldığım gördüm çünkü İsveç o dönemde en az ortadoğu kadar zor bir bölgeydi.